Pazartesi Dergisi  Web Sitesi Anasayfası
Pazartesi Dergisi Hakkında
Pazartesi Dergisi İletişim
Pazartesi Dergisi Anasayfası...
   
AğuEylülEki
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930123
45678910
 
 
sınır ötesi operasyonla ilgili ne düşünüyorsunuz
 
 
bütün anketler
 

Bağır herkes duysun, erkek şiddeti son bulsun!

 

20 Mayıs 2007'de Maçka Parkı'ndaydık. 17 Mayıs 1987'de yaptığımız Dayağa Karşı Kadın Dayanışması kampanyasının 20. yılında düzenlediğimiz şenlikte yüzlerce kadın bir araya geldik. Coşkumuz, patriyarkaya karşı isyanımız, şarkılarımız, türkülerimiz ve halaylarımızla geçirdiğimiz bir gün boyunca geçirdiğimiz 20 yılı hep birlikte değerlendirdik. Bir kez daha erkek şiddetine HAYIR dedik. Şenlikte kürsüden okuduğumuz metni buradan da yayınlıyoruz?


"BAŞLARKEN?


Bu yazı, kadın kurtuluş mücadelesinin farklı politik akımlarından ve farklı deneyimlerinden gelen çok sayıda feministin katıldığı ?feminist forum? toplantıları ışığında hazırlandı.  Ancak Dayağa Karşı Kampanya?yı da, kazanımlarımız, umutsuzluklarımız, öfkemiz, kararlığımızı da, bu etkinliklerde yer alan-alamayan birçok kadının emeği, aklı, fikri ile birlikte büyüttük, birlikte ördük. 20 yıl önceki mitinge katılan, uzaktan izleyen, pencerelerinden alkışlayan, yürüyüşü örgütleyen, bir ucundan tutan, mitingin heyecanlandırdığı kadınların mücadele ruhu ve coşkusuyla buradayız. 20 yıl aradan sonra birçok kadını yeniden bir araya getiren, birçok farklı kadını buluşturan "Bağır Herkes Duysun, Erkek Şiddeti Son Bulsun" etkinliklerinin, kadın kurtuluş hareketinin ortak mirası olduğu inancıyla?




BAĞIR HERKES DUYSUN!

ERKEK ŞİDDETİ SON BULSUN!


Biz kadınlar, 20 yıl önce bir mayıs günü, aile içinde yaşadığımız şiddete karşı Yoğurtçu Parkı'nda bir araya geldik. 


"Bağır, herkes duysun" diye haykırdık o gün, çünkü dayak bizim utancımız değildi.


"Bağır herkes duysun" diye bağırdık o gün, çünkü yaşadığımız şiddetin erkeklerin kadınlar üzerinde denetim sağlamak ve kadınları sindirmek üzere kullandıkları bir yöntem olduğunu biliyorduk. Evlerde, birbirimizden habersiz yaşadığımız şiddete karşı öfke duyuyorduk.


Oysa  "kocandır, döver de, sever de" deniyor, dayağa sessiz kalmamız isteniyordu.


Bir hâkimin, dayak yediği için boşanmak isteyen bir kadının talebini reddetmesi ve gerekçe olarak da utanmadan, "Kadının sırtından sopayı, karnından sıpayı eksik etmeyeceksin" demesi fitili ateşleyen anlardan biri oldu. "Dayağa Karşı Kampanya" başladı.


İtaat etmiyorsak hem sopayla hem "sıpayla" cezalandırılmalıydık. Patriyarkanın bize çizdiği sınırların/ ailenin dışına çıkmamız yasaklanmıştı.


Bu yüzden 20 yıl önce anne ya da değil, dayak yemiş ya da (belki henüz) yememiş tüm kadınların ezilmesine karşı Anneler Günü'nde biraraya gelmek istedik. 12 Eylül sürecinden henüz çıkılmamıştı. Anneler Gününde yapmak istediğimiz eyleme izin verilmedi. Bir hafta sonrasında, 17 Mayıs 1987'de, kadınların dayağa karşı ilk mitingini ve de 12 Eylül sonrasının ilk yasal gösterisini, 'Dayağa Karşı Dayanışma Yürüyüşü'nü yaptık.


'Dayağa karşı kampanyanın', feministlerin ilk kampanyası olduğu belki söylenemez ama bir politik akım olarak farklılıklarımızın vurgulandığı ve çok sayıda kadını feminist bir eylemle bir araya getiren ilk kampanya olduğunu söylemek de abartılı olmaz. Bu kampanyayla;


? Ev içi ve aileyi ele alarak daha önce el atılmamış/ söz söylenmemiş ve üstelik "kutsal"/"korunaklı" bir alanı teşhir ettik. "Aşk, sadakat, sevgi" masalları ile kuşatılmış "sıcak yuva"ya kafa tuttuk.

? "Koca dayağı" diyerek, erkek egemenliği diyerek, muhatabımızı ilan ettik.

? Yaşamımızı kontrol etmenin en temel araçlarından biri olan erkek şiddetine, hâkimlerin, polislerin, yetkililerin, erkeklerin, bu ülkenin tüm patriyarklarının bu düzeni sürdürme çabalarına "Hayır" dedik.

? Feminist olan-olmayan kadınları harekete geçirdik, farklı kesimlerden kadınlarla buluştuk. Tam da bu nedenle, kampanyanın önemli bir eylemi olan mitingde,  katılan hatta kürsüden konuşan kadınların feminist olup-olmamasını gözetmedik/önemsemedik.

? Feminizmin ayrılıkçı, çatışmacı bir ideoloji olduğunu gösterdik.

? Kadınlar olarak kendi kurtuluşumuzu kendimizin yaratmaya kararlı olduğumuzu gösterdik.


20 YIL ÖNCE; BAĞIR HERKES DUYSUN DEDİK. 

20 YIL BOYUNCA ÖYLE BİR BAĞIRDIK Kİ, ERKEKLER BİLE DUYDU.

 

Dayağa Karşı Kampanya feministlerin yaratıcılıklarını ve farklı politika yapma biçimlerini ortaya koydukları, sokak şenlikleri, eylemleri, toplantıları, kampanyaları, yayına hazırlanan kitaplar ile devam etti. 9 Mayıs 1990 yılında ise, Dayağa Karşı Kampanya?nın sonuçlarında biri olan, kampanyanın kurumsallaşmış / cisimleşmiş / görünür yüzü anlamına gelen Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı kuruldu.  


20 yıl önce bir araya gelen kadınların coşkusu o anın siyah-beyaz fotoğraflarından, 20 yıldan süzülüp bugüne akıyor. 20 yıl önce sokaklarda ilan ettiklerimizi, bugün söylemeye devam ediyoruz.


KURTULUŞUMUZ KENDİ ELLERİMİZDE,

KURTULUŞUMUZ İÇİN EL ELE, MÜCADELEYE?


20 yıl boyunca olduğu gibi patriyarkaya-erkek egemenliğine İSYAN etmeyi sürdürüyoruz.


İlk yürüyüşümüzden bugüne sürdürdüğümüz mücadele ve dayanışmayla birçok kazanımımız oldu, birçok yasayı değiştirdik. Bugün hemen her konuda çalışma yapan yüzlerce kadın örgütümüz var. 20 yıl önce feministlerin işaret ettiği, başka kimsenin varlığını kabullenmediği sorunlar, bugün "genel kabul" görüyor. Artık zamanında "Flört fahişeliktir" diyen Devlet Bakanı Cemil Çiçek bile, onun partisi bile, yıllarca aile içi şiddet haberlerini üçüncü sayfada alay ederek, erkeklerin tarafını tutarak sunan Hürriyet gazetesi bile, duymazdan gelemiyor.


Artık kadınların siyasi temsili, kota vb. pozitif ayrımcılık uygulamaları, çalışma yaşamındaki sayıları, kampanyalara konu oluyor, siyasi partilerin seçim vaatlerini süslüyor. Farklı politik akımlar görmezden gelemedikleri ve artık gelemeyecekleri bu sorunlara farklı çözümler öneriyorlar. Yani sorunlarımız üzerine söz söyleyen çoğaldı.


Ama medyanın, yasaların ve devlet büyüklerinin ağızlarından düşmeyen aile içi şiddetin faili de, mağduru da belli değil. Bu nedenle yapılan kampanyaların öznesi kadınlar- faili de erkekler değil, bütün toplum, yani herkes oluyor. Şiddeti yaratan, uygulayan, sürdürenler erkeklere neredeyse söz söylenmiyor. Oysa dayağa karşı kampanyanın da gösterdiği gibi, erkekleri "eğitmek" için öznesiz ve yüklemsiz kampanyalar yapılması gerekli ve şart değildir. Biz tecrübelerimizden, erkeklerin şiddetten vazgeçmelerinin eğitimlerinin artmasıyla değil, ayrıcalıklarının ellerinden alınmasıyla mümkün olacağını gördük ve gösterdik. 


Kadınlara yönelik şiddetin faili apaçık ortadadır; Şiddet evde, ailede, "sıcak yuva" da erkeklerin tekelinde. Bu şiddeti meşrulaştıran, buna kılıf olan ise öncelikle aile? Bu yüzden kadınlar sadece eviçi şiddete maruz kalmıyor, "aile içinde", aile meclisi kararları ile öldürülüyorlar. 


DAYAĞIN ÇIKTIĞI AİLEYİ İSTEMİYORUZ

 

Üstelik bizler kadına yönelik erkek şiddetinin sadece evde, ailede yani özel alanda olmadığını, yaşamın her alanında olduğunu, kamusal alanda çeşitli yüzlerle karşımıza çıktığını kendi yaşamlarımızdan biliyor, yok sayanlara da hatırlatıyoruz.


Kadınlara uygulanan erkek şiddetinin; ruhsal hastalık, kötülük, yoksulluk, eğitim eksikliği gibi nedenlerden kaynaklandığını sananlara, yasaları değiştirmekle sona ereceğini düşünenlere, erkeklerin nedamet getirmesiyle son bulacağı masalları anlatanlara, sizlere, sesleniyoruz. Erkek şiddetin kökeninde, patriyarka ve erkeklerin bundan sağladıkları maddi çıkarlar yatıyor.


Bu nedenle mücadelemiz patriyarkaya, onun ayakta durmasını sağlayan bütün kurumlara, kurallara, değerlere; yani aileye, yasalara, dine, geleneklere, erkek şiddetine? Bu nedenle mücadelemizin patriyarkal sistemi yıkma mücadelesi olduğunu bir kez daha dosta düşmana, duyanlara duymayanlara söylüyoruz.


İsyan Özgürleştirir!

Ancak isyan özgürleştirir!

Kadınlar Kurtuluşumuz için MÜCADELEYE


İsyanımız; kadınların emeklerine, bedenlerine ve kimliklerine erkekler tarafından el konulmasına, isyanımız PATRİYARKAL DÜZENE?


İsyanımız; koca dayağına, kapalı odalarda erkeklerin kızlarına ve hatta oğullarına yönelebilen cinsel saldırganlığa.


İsyanımız; "namus bekçiliğimize" soyunan kocamıza, babamıza, siyasetçilere, medyaya?


İsyanımız; bedenimizin bize bırakılmayıp, erkeklerin çıkarlarını koruyan devletin ve erkeklerin eline teslim edilmesine.


İsyanımız;  bizden beklenen  "iyi / hanım / namuslu / bakire / köle eş" olmaya. 


İsyanımız; evde emeğimize erkekler tarafından el konmasına? Ev işi, hastalara yaşlılara bakım işi yaparken, tarlada, kocamızın dükkânında ücretsiz aile işçisi olarak da çalışırken, emeğimizin görünmemesine.


İsyanımız; cinselliğimizi özgürce yaşayamamaya, 'bakirelik' güzellemelerine, sadece bir erkekle gezdikleri için kızlarını, kardeşlerini öldürenlere, bu cinayetlere izin verenlere?anne olunca, yaşlanınca cinselliğimiz yok oldu sananlara?İsyanımız patriyarkanın bize heteroseksizmi dayatmasına, patriyarkanın yalancılığına... Lezbiyenlerin dışlanmasına, yok sayılmasına, kadınlara cinsel yönelimin ne diye sorulmadan, rızamız olmadan zorla evlendirilmemize... Travesti ve transeksüel kadınlara uygulanan şiddete, tek yaşama seçeneği olarak fuhuşun sunulmasına. Bu zorunlu fuhuşa para akıtan erkek ikiyüzlülüğüne.


İsyanımız; kapitalist piyasada sömürülmeye, ayrıca kadın olduğumuz için ucuz işgücü ve ikincil olmaya. Eşdeğer işe eşit ücret uygulamayanlara, cinsiyetçi işbölümüne.

 

İsyanımız; militarizmle beslenen, ordularla, askeri vesayet rejimleriyle, savaş politikalarıyla güçlenen, günbegün yükseltilen Türk milliyetçiliğine, faşizme ve ırkçılığına. İsyanımız Kızkardeşlerimiz Zozan'ları, Silva'ları, Karin'leri düşman görenlere, yok sayanlara.


İsyanımız; bu topraklarda yıllarca süren savaşın öncelikli mağduru, kimlikleri yok sayılan, dili yasaklanan Kürt kadınlarının yaralarının sarılmamasına. İsyanımız yaşasın halkları kardeşliği diyemeyenlere.


İsyanımız; Şeriata ve şeriatçılara. Bizleri evlerimize kapatmak, toplumsal hayatın dışına atmak, bedenimize kimliğimize el koymak isteyen dini muhafazakâr kalıplara. İsyanımız siyasal islama. Türban taktıkları için kadınları kamusal hayatın dışına atıp, evlerine hapsetmeye çalışanlara.




BİZİM İsyanımız;

Mücadele tarihimizi yok sayanlara,  unutturmaya çalışanlara; 


Kadınlar olarak erkeklere, egemenlere sesleniyoruz. Bizler kocalara, babalara, hocalara, paşalara, başbakanlara, bakanlara, seçim vaatlerinde bizleri dillerinden düşürmeyen siyasi partilere sesleniyoruz. Korkun bizden çünkü susmayacağız. Baskıya ve sömürüye karşı susmayacağız? Yolumuza çıkmayın, sözümüzü çalmayın. 


Kurtuluşumuz kendi ellerimizde ve biz kadınların erkek egemen düzenden kurtulmak için birlikte mücadele etmekten başka çaremiz yok.


YAŞASIN KADIN DAYANIŞMASI

YAŞASIN KADIN KURTULUŞ MÜCADELEMİZ"




Feminist Kolektif

 


 


 


 


 




 

 
Anasayfa | Hakkımızda | Haberler | Makaleler | İletişim
Bu Sitenin Web Sitesi Tasarımı ve Dinamik İçerik Yönetimi Red Bilişim Tarafından Hazırlanmıştır...