Pazartesi Dergisi  Web Sitesi Anasayfası
Pazartesi Dergisi Hakkında
Pazartesi Dergisi İletişim
Pazartesi Dergisi Anasayfası...
   
AğuEylülEki
PtSaÇaPeCuCtPz
303112345
6789101112
13141516171819
20212223242526
27282930123
45678910
 
 
sınır ötesi operasyonla ilgili ne düşünüyorsunuz
 
 
bütün anketler
 

Hayrunisa'nın çilesi

 

Demokrasinin pamuk ipliğine bağlı olduğu, askerlerin rap rap seslerinin politikacıların erkek seslerini bastırmaya çalıştığı günler yaşıyoruz. Sesimiz nedense pek çıkmıyor ama bizi konuşuyorlar. Kadınları. Oysa sorun sadece kadın ve türban sorunu değil. Sorun çok daha derinlerde bir yerlerde. Ama işte kadınlar üzerinden yapılıyor bu meydan muharebesi.


Geçmişiyle hesaplaşamamış bir toplum bizimkisi. Yok saymayı, görmemeyi, anlamamayı olağan sayan bir gelenekte düşe kalka ilerliyoruz. Herkes bulunduğu mevziiyi bir şekilde radikalleştirerek kendi meşruiyetini sağlamlaştırma çabasında. Aslında kimsenin kendinden başkasına tahammülü yok. En son Malatya katliamı ile yaşadık bu tahammülsüzlüğü. Gün geçmiyor ki bir yerlerden kara haber gelmesin. 

Bu ülkede nasıl herkesin aynı dili konuşmasını isteyen insanlar varsa, nasıl herkesin aynı inanca sahip olmasını isteyen insanlar varsa; aynı kör cahillikle "Aman herkesin başı açık olsun, kimsenin sakalı cüppesi olmasın; aman o ilkel, köylü, çağdışı yaratıkları bastıralım!" diye tutturan insanlar var. Milliyetçiliğin ve köktendinciliğin sonu nasıl faşizme gidiyorsa, bu anlayışın sonu da bizi faşizmden başka bir yere götürmeyecek. Ne yazık ki Cuma akşamı bir muhtırayla üzerimize çöreklenen militarizmin ayak seslerinden anlıyoruz bunu. Ne yazık ki iki hafta önce Ankara'da toplanan kalabalıktan anlıyoruz. Express'in son sayısında Halit Karlı'nın 14 Nisan mitingine dair gözlemlerini anlattığı "Laikliği sen koru yarabbim!" başlıklı yazısı, bu kalabalığın hacıların şeytan taşlamasına ya da Kâbe?yi tavaf eder gibi Anıtkabir'in tavaf edilmesine benzeyen ruh halini çok iyi özetliyor.

Bu yazının yazıldığı sıralarda, benzer bir miting de İstanbul'da yapılıyor. Arada bir televizyona kulak kabartıyorum ister istemez. Adı "Cumhuriyet ve laiklik mitingi" olsa da son derece milliyetçi bir hezeyan içinde insanlar. En çok da kadınlar. Ayten Alpman da orada; "Türk olmakla hiç şu anki kadar gurur duymamıştım, duygularımı anlatamam size, ağlamamak için zor tutuyorum kendimi inanın!" diyor. Peki, niye? Türban karşıtı bir mitingde Türk milliyetçiliği yapmanın gereği ne? Bu türbanlı kadınların hepsi Kürt ya da Ermeni de ben mi bilmiyorum yoksa? Genç bir kadın, "Anlasınlar artık, bu ülkede türbanlı kadın görmek istemiyoruz!" diye çığlık çığlığa bağırıyor. Niye istemiyor? Yarın başka birileri çıkıp da aynı gözü dönmüşlükle "Bu ülkede başı açık kadın görmek istemiyoruz!" diye dayattığında ne diyeceğiz onlara? Dayatmaların öfkeye, öfkenin nefrete ve yok etmeye dönüşeceğini görmek bu kadar mı zor?   

Oysa şunu hep göz ardı ediyoruz: Bir gün bu ülkede sadece Türkler kaldığında, kimin daha az Türk olduğunu tartışmaya başlayacağız. Bir gün bu ülkede sadece Müslümanlar kaldığında, kimin daha az Müslüman olduğunu, kimin örtünmediğini ya da oruç tutmadığını vs. tartışmaya başlayacağız. Çünkü bu kültür bir birliktelik kültürü değil aslında. Bu kültür bir dışlama ve temizleme kültürü. Kendimizi daha temiz hissetmek için hep yeni düşmanlar arayacağız. Birileri çıkıp aksini söylemediği sürece de hep bu kısırdöngünün içinde sıkışıp kalacağız. Karamsar olmamak elde değil gerçekten de.

Peki, ne yapacağız? Bu soruya kapsamlı bir yanıt aramak bu yazının haddini fazlasıyla aşar. Benim derdim daha çok, bu defa hedef tahtasına oturtulmuş olan bu kadına odaklanmak. Bu da türban sorunu demektir haliyle.

Hatırlarsınız, bundan bir süre önce, KADER, mecliste kadınların yeterince temsil edilmediği tespitiyle bir "bıyık" kampanyası başlattı. Toplumun çeşitli kesimlerinden kadınlar, bıyık çizilmiş fotoğraflarıyla kampanyada boy gösterdiler. Bunu fırsat bilen İslamcı basın da "Aynı kampanya türban için neden yapılmıyor?" sorusunu ortaya attı. Bunun üzerine bazı feministler de türban takarak poz verdiler. Doğruyu söylemek gerekirse, kadınların bıyıklı pozlarından ne kadar rahatsızlık duyduysam türbanlı pozlarından da o kadar rahatsızlık duydum. Oysa türban takmanın biraz daha empati geliştirmeyle ilgili olduğu, bu yönüyle de bıyık takmakla aynı olamayacağı söylenebilir.

Bu empati kurma tavrı, Hrant Dink?in öldürülmesinden sonra, "Hepimiz Ermeniyiz" sloganıyla yüreklerimize ve toplumsal hafızamıza iyice kazındı. (Bence en sevimli hali de Beşiktaş taraftarının kaleci Runje?ye verilen cezayı protesto için açtığı "Hepimiz Kaleciyiz" pankartıydı). Empati kuramadığımdan ya da onların inançlarına dair bir hazımsızlık yaşadığımdan mıdır bilemiyorum ama "Hepimiz türbanlıyız" demek benim için hâlâ çok zor. Çünkü ben, türbanın bir simge olarak bayraklaştırılmasından ve giderek yaygınlaştığını görmekten de rahatsızım. Bu yıl altıncı sınıfa giden eski öğrencilerimden biri, başında siyah bir örtüyle yolumu kesip bana sarıldığında onu tanıyamadığıma mı yoksa ne diyeceğimi şaşırmama mı üzüleyim, bilemedim. Bildiğim tek şey şu: Ne bıyık takmak isterim, ne de türban! Ama türbanlı hemcinslerime savaş çağrılarına katılmak için hiçbir neden göremediğimi de eklemek isterim. Onlarla konuşmak, onları anlamak, onlara karşı önyargılı olmamak gerektiğine inanıyorum.  


Hoşumuza gitse de gitmese de bu ülkede kadınların önemli bir bölümü bizim "tesettür" dediğimiz biçimiyle başını örtüyor, yani türban takıyor. Bu insanları yok saymanın, hiç kimseye bir faydası olmayacağını düşünüyorum. Bence asıl tehlike onların eve kapanmaları, sosyal yaşamın dışına itilmeleridir. Asıl bundan korkulmalı. Kuzu kuzu evde oturmayı reddedip üniversite okumak isteyen genç kadınları geri çevirmenin her şeyden önce bir insan hakkı ihlali olduğuna inanıyorum. Bugün Hayrünisa Gül'ün türbanı nedeniyle koparılan fırtınaları da anlamıyorum. Ne üniversite okumak isteyen sıradan bir kadına ne de cumhurbaşkanı eşi olmaya aday daha elit kesimden bir kadına "başını aç, öyle geç içeri" denmesini istemiyorum; bunun utanç verici bir saygısızlık olduğunu düşünüyorum.


"Kadınların hayırlısı" demekmiş adının anlamı. Kime göre hayırlı kadın? Erkeğe göre. Daha doğru ifadeyle; erkek egemen dünyanın düzenine göre "hayırlı" kadın. Son günlerde, sadece erkeklerin değil kadınların da öfke dolu sözlerine hedef olan o kadın. Hayrünisa Gül. Kendimi onun yerine koymaya çalışıyorum. Belli ki kendini geliştirmeyi seven, öğrenmeye açık bir kadın. Türbanı nedeniyle üniversitede okuma hakkı elinden alınmış, AİHM'e yaptığı başvuruyu eşinin bakan olması nedeniyle geri çekmek zorunda kalmış. Ne ilginç değil mi? Bir bakan eşi, bir first-lady adayı. Ama tüm bunlara rağmen bir mağdur olmaktan kurtulamıyor. Niye? Çünkü başında türban var. Çünkü türban, sadece dini bir sembol değildir. Türban, aynı zamanda sınıfsal bir semboldür de. Türban, kimilerine göre köylülüğün ve modernleşememenin sembolüdür. Türban, biraz da cumhuriyet devrimlerinin halkın önemli bir bölümü tarafından kabul edilemediğinin sembolüdür. Türban, biraz da cumhuriyet ilkelerinin bozgununun ve yukarıdan empoze edilen devrimlerin başarısızlığının sembolüdür. Yerleşik bürokrasimizin bu denli celallenmesi başka nasıl izah edilebilir, bilmiyorum.  

Bugün (29 Nisan) Çağlayan?da yapılan mitinge ağırlıklı olarak kadınların katıldığı söyleniyor televizyonda. Mitingin tertip komitesi de kadınlardan oluşuyor zaten. Türkan Saylan, "Türbanlı bir kadının orada, Ata?nın evinde olması asla kabul edilemez, biz Çankaya?da böyle bir görüntüye asla izin vermeyiz." diyor. Niye kadınlar birbirlerine böylesine düşmanlaştırılmış durumda? Başında taşıdığı türban nedeniyle ülke gündemini böylesine belirleyen bu kadından, Hayrünisa Gül?den ne isteniyor? Başını açıp köşke çıktığında ya da hiç çıkamadığında nasıl bir mutluluk duyabiliriz? Bu durum nasıl insanın vicdanını sızlatmaz? Anlamıyorum.

Bence Hayrünisa Gül köşke çıkmalı. Korkacak bir şey olmadığını, hatta bunun demokrasimizin yerleşmesinde önemli bir adım olacağını düşünüyorum. Ve hatta olumlu tarafından bakarsak, Nazmiye Demirel ve Semra Sezer?in asık suratlarının üstüne Hayrünisa Gül?ün gülen gözlerinin Çankaya?da daha şık duracağına inanıyorum. Bu kadar! Başka da bir şey değişmez hayatımızda zaten. 


Ezgi Ahçik

 

 
Anasayfa | Hakkımızda | Haberler | Makaleler | İletişim
Bu Sitenin Web Sitesi Tasarımı ve Dinamik İçerik Yönetimi Red Bilişim Tarafından Hazırlanmıştır...