Avukat Vildan Yirmibeşoğlu'nun Toprağa Düşen Sevdalar - Töre ve Namus Gerekçesiyle İşlenen Cinayetler adlı kitabı yayımlandı. Yirmibeşoğlu sorularımızı cevapladı...
Namus! Onsuz yaşanmayacağı gerekçesiyle her gün birbiri ardına cinayetler işleniyor. Üstelik sinemaya gitmek, radyoda şarkı istemek, aşık olmak, gezmek gibi olağan şeyler bile bu cinayetlerin gerekçesi olabiliyor. Sadece bunlar da değil tabi, tecavüze uğradığı için, gerdek gecesinde kan gelmediği için öldürülen kadınlar var. Ataerkil sistemin çizdiği sınırın dışına çıktığı için ya da çıkmasa da ikiyüzlü bir namus anlayışının mağduru olduğu için bir yandan kirlenen namuslar öbür taraftan kanla temizleniyor. Peki hak, hukuk nerde? Yasalar işe yarıyor mu? Cezalar yeterince caydırıcı olursa cinayetler azalır mı?
?Toprağa Düşen Sevdalar - Töre ve Namus Gerekçesiyle İşlenen Cinayetler? adlı kitabı yayımlanan Avukat Vildan Yirmibeşoğlu?na sorduk. İstanbul Valiliği İnsan Hakları Masası Başkanı Yirmibeşoğlu, Gaziantep?te görevli olduğu süre boyunca bu cinayetleri yakından inceledi, ailelerle tanıştı, duruşmalara katıldı, dava dosyalarını inceledi ve namus cinayetlerini etraflıca toparlayan bir kitap yazdı.
Namus cinayetlerini kitaplaştırma sürecinden bahseder misiniz biraz?
Başta kitap diye başlamadım. 93 yılında Gaziantep Belediyesi Hukuk Daire Başkanı?yken bize başvuran kadınlara yardım ediyordum. Ortada kadınlara yönelik bir katliam vardı, ben de ?kadına yönelik şiddet?i ortak payda alarak Gaziantep Kadın Platformu?nu kurdum. Türkiye?de ilk defa bir kadın meclisiydi bu. Namus cinayetlerinin üstüne gittik. Çünkü mesela yaşları 9 ve 11 olan çocuklarına tecavüz edildiğini öğrenince babaları tüfekle öldürmüştü. Bunu sorduğumda ?Öldürülmeli? demiyorlardı ama ?Bu leke kolay taşınmaz? diyorlardı.
2. kitapta namus cinayetlerine devletin bakış açısı, medyaya yansımaları, 2. bölümde de ?İstanbul, Anadolu?nun küçük bir prototipi? diyerek İstanbul?daki vakaları vereceğim.
Namus nedir, ne değildir peki?
Namus, kadına çizilen sınırların dışına çıkıldığında kadının itibarının, değerinin azalması. Bu değer, bu itibar kadının o erkek tarafından kabulüyle iade edilebiliyor, ama her yerde değil. Korkunç bir çifte standart söz konusu, bir erkek bir ailede namus lekelemişse o erkek hedef olmuyor, dışlanmıyor. Mağdur sadece kızın ailesi, onun peşine düşülüyor. Tecavüzlerin büyük çoğunluğu aile içinde gerçekleşiyor. Erkeklerin bir kısmı kızların namusunu ?kirletiyor?, bir kısmı da kirlenen bu namusları ?temizliyor?. Bir örnek var, ailesinden bir kadına tecavüz edildiğini öğrenen adam, tecavüz eden sandığı kişiyi öldürtüyor ama kendisi de ailedeki kızlara, dul kadınlara tecavüz etmiş. Erkekler çok yorucu bir iş yapıyorlar, hep namus için çalışıyorlar (!)
Namusa baktığınız zaman 45 yaşındaki adamın 15 yaşındaki kızı bilmem kaçıncı eş olarak alması çok normal olarak kabul edilebiliyor ama bir kadının 18 yaşını doldurduğu anda evden kaçıp birisiyle resmi nikâhla evlenmesi namuslu bir iş olarak kabul edilmiyor, namusun lekelendiği varsayılıyor, ailenin onayı olmadan evlendirildiği için ölümü hak ettiği düşünülüyor.
Başka hangi sebeplerden namus cinayeti işleniyor?
Namus cinayeti adı altında işlenen cinayetler olaya/duruma göre değişiyor. Tecavüz eden adamdan kurtulmak için işlenen cinayet de namus, ama aslında hukukta bu nefs-i müdafaa ya da haksız tahrik. Bu, hukukta haksız bir fiile tepki göstermek olarak ifade edilebilir. Kızına, karısına tecavüz edilen adam gidip bunu yapan kişiyi öldürürse bu haksız tahrik sonucu işlenmiş tepkisel bir cinayet olur. Tabi bu, dünyanın her yerinde böyle. Dünyanın doğusunda olduğu gibi batısında da. Bir de bunun gibi tutku ve kıskançlık cinayetleri var. Burada bireysel bakış açısı, insan yapısı çıkıyor karşımıza. Mesela Karadeniz?de çok kadın var ?kocam beni aldatırsa öldürürüm, bir yerini keserim? diyen..
Fransa?da da haksız tahrik indirimi var mesela ama Türkiye?deki gibi değil. Fransa?da bu ?ani öfkeyle iradenin ortadan kalkması? olarak tanımlanıyor. Bu çok farklı, adli tıbbın, psikiyatristlerin bunu tespit etmesi lazım. Tabii bunun içinde de ?seni başkasına yar etmem, sen benim malımsın? gibi bir anlayış yok mudur? Olabilir. Dünyanın her yerinde farklı dozlarda, farklı biçimlerde kadınlar bu namus şiddetini, sahiplik tahakkümünü yaşıyor.
Yazılı olmayan bu hukukun hâlâ yaşıyor olmasını neye bağlıyorsunuz?
Bir toplumda ortaklaşa benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama şekillerinin kural, gelenek ve göreneklerin, alışkanlıklarının tümü, töre veya örf olarak adlandırılan yazılı olmayan hukuku teşkil ediyor. Törenin diğer toplumsal kurallardan farkı, hayli baskıcı, zorlayıcı bir niteliğe sahip olması, sert yaptırımları içermesidir. Törelere uygun davranmak, toplumun saygısını, takdirini ve onayını kazandırır. Bir toplum içinde kutsal ve tabu niteliğindeki olaylara aykırı davranılması halinde, hemen o toplumun töreleri devreye girer ve ilgili kişi veya kişilere en caydırıcı yaptırımları uygular, fiziksel, psikolojik sert yaptırımlarla ortaya çıkar.
Türk yurttaşlar yasasının 1.maddesinde töre (örf ve adet) hukukun tamamlayıcı bir gelişim kaynağı olarak belirtilmiştir. Uygulanacak olaya uyan bir yasa kuralı yoksa, ikinci derece örf ve adet bir yasa kuralı olur. Yasa, yaşam hakkına saygıyı bir yasa kuralı olarak düzenlemiş, aile bireyleri tarafından öldürülmeyi yaşam boyu hapisle yaptırıma bağlanmışsa, bu yasa maddesine aykırı bir törenin varlığından söz edilemez.
Maalesef örf adet hukuku, zararlı töre, aşiret yasaları zaman zaman bazı bölgelerimizde Türkiye Cumhuriyeti yasalarının önüne geçiyor. Aile şerefinin kaybı, törenin uygulanmasıyla yeniden onarılacağından, yitirilmiş değeri kazanmak adına bölge insanı kendi ifadeleriyle ?şerefli bir suç? işlemeyi göze alıyorlar.
Namus cinayetlerine konu mahkeme kararlarında da örf ve adet, töre sık sık karşımıza çıkmaktadır. Örneğin; ?Yöresel örf ve adet, bir erkek ile kaçan kızın öldürülmesi yönündedir. Maktülenin eve döndükten bir gün sonra öldürüldüğü anlaşılmıştır.? Görüşü yer almıştır. Bu cinayet töresinin kabulüdür.
Şanlıurfa 2. Ağır Ceza Mahkemesi 1996/129 Esas ? 1997/101 Karar
Ailenin şerefi ve namusunu kurtarmak için işlenen cinayet yargı tarafından sıradan bir cinayet olarak görülmemektedir. Devlet kan davalarını bitirmek için kararlı davranmış ve kan saki nedeniyle işlenen cinayetler Türk Ceza Kanununda ?nitelikli adam öldürme? bölümüne alınarak cezası ağırlaştırılmış iken yıllarca töresel ? namus gerekçeli cinayetler hoşgörüyle karşılanmıştır. 5237 sayılı yeni TCK?na, kan saikinin yanına, töre saiki de eklenmiştir.
Umarım töresel gerekçeyle işlenmeyen namus adına işlenen cinayetlerde de bu durum dikkate alınır ve indirim yönünde anlayış gösterilmez. Tabi bu yetmez. Toplumsal yapıda önemli değişim gerekir. Devletin bu cinayetleri hoş görmediği ve karşı tavrının yanında aile planlaması, erken evliliklerin önlenmesi, eğitim, cinsiyet ayrımcılığına karşı projeler, kadın girişimciliğin desteklenmesiyle ekonomik kalkınmanın önemli bir değişimi gerçekleştireceğini düşünüyorum.
Bu konuda ilgili maddeler dışında olaya/duruma göre içtihat mı oluşturuluyor?
Daha önce 462. maddede namus cinayetlerinde ceza indirimi vardı ama 2003?te uyum yasalarıyla kaldırıldı. Bu çok ilginç. Namusa bakış açısının ne kadar ataerkil sistemin yasası olduğunu görüyoruz. Bu anlamda erkekler arasında siyasi, dini, etnik, resmi ayrımlar hiç fark etmiyor, hepsi aynı yerden bakıyor. Düşünebiliyor musunuz? 462. madde, Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesi Yargıcı Ali Güzel tarafından, anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle ?bireysel egoizmin hukukun genel ilkeleri arasında yeri bulunmamaktadır? diyerek, iptali için Anayasa Mahkemesi?ne gönderildi. Anayasa Mahkemesi 7?ye 4 oyla iptal talebini reddetti. Reddedenler içerisinde şu anki Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de var. Ama mesele şu ki, hukuk toplumun bir adım önünde gitmeli.
Yasayı yapan ve uygulayanlar da bu toplumun değer yargılarıyla yetişiyor. Namussa namus, ahlaksa ahlak... Bu konuda bir pozitif ayrımcılık yapılabilir mi?
Olmak zorunda. Uluslararası sözleşmeler ile iç hukuk ihtilaf durumundaysa, Anayasa 90. maddeye göre, uluslararası sözleşme, usulüne uygun onaylanmışsa, önceliği uluslararası sözleşmeye vermek zorundayız. Örneğin, Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığı Önlenmesi Sözleşmesi (CEDAW) bu sözleşmeye taraf olan Devletler, Birleşmiş Milletler Yasasının temel haklarına, insan itibar ve kıymetine ve erkeklerle kadınların eşit haklara sahip olmaları gerektiğine inancı teyid eder. En temel nokta insanın yaşama hakkı. İnsan yaşamının kutsallığını kabul ederek bu konuda bir kampanya düzenlemek lazım. Kadının erkek kadar insan olduğunun vurgulanması gerekiyor.
Namus cinayetleri ne zamandan beri var?
Anadolu için düşünürsek yüzyıllar öncesinde görüyoruz. İlkel hukukta bile namus suçları, kadın ve erkek için çok farklı. Bir de yaptığım basın taramasında cumhuriyetin erken döneminde 1928/29 ve 30?lu yıllarda birçok namus cinayeti olduğunu gördüm. Hatta ?mahallenin namusu? diyerek kadınların öldürüldüğünü okudum, onları da yayınlayacağım.
Neden şimdi daha çok namus cinayeti haberi görüyoruz? Bir artış mı var?
Artış olduğunu düşünmüyorum. Daha çok görünür oldu. Çünkü yakın bir tarihe kadar özellikle bu cinayetlerin çokça işlendiği bu bölgelerde gazetelerin iyi bir örgütlenmesi yoktu ve insanlar bunu kanıksadığı için çok fazla konuşulmuyordu ve cinayetten sonra susuluyordu. Zaten kadınların bir kısmının nüfusa kayıtları bile söz konusu değil. İstatistik de yok tabi.
Şu anda istatistikler sağlıklı mı?
Hâlâ da çok iyi bir istatistik veri olduğunu sanmayın.
Tv dizilerinde yansıtılışını nasıl buluyorsunuz?
Bu hadiseler verilirken maalesef cinsiyetçi bir dille verildiğini, kadının ikincilliğinin tekrar vurgulandığı, kadının aşağı olduğu imajının sürekli beyinlere yerleştirildiğini görüyorum. Bazı diziler daha dikkatli yapıyor, daha olumlu yapıyor ama ne kadar dikkatli ve olumlu yapılırsa yapılsın o ağanın, o aşiret düzenini verirken görsellik açısından daha güçlü gösteriliyor. Bunun da o gücü beslediğini düşünüyorum çünkü belki buradaki batının yerleşik insanları değil ama doğunun yerleşik insanları güç karşısında daha fazla güçten yana tavır alıyorlar. O anlamda namus adına işlenen cinayetler için teşvik edici olduğunu düşünüyorum Ama bir yandan da kadınların, çocuk yaştaki kızların başvurduklarında devlet tarafından destekleneceğini gösteren koruyucu mekanizmaların haberleri de kadınlara yol gösterici oluyor.
Yaş ortalaması nasıl?
Dava dosyalarında öldürülen evli kadınlara baktığım zaman biraz yaş hesabı yapayım dedim o kadar çok 13 yaşında öldürülen kadınlara, çocuk annelere rastladım ki. 10 yaşlarında 11 yaşlarında evlendirilmişler, çocuk anneler, çocuk gelinler var, medeni yasamızda yasal nikâh yaşına aykırı bir durum değil yalnızca, insan haklarının en vahim ihlali gerçekleşiyor. Örneğin 8 yaşında bir kız -gerçekten çocuk- bir eve gelin diye veriliyor, büyüdüğü zaman kullanılmak(!) üzere ama o andan itibaren o kız o evin içinde hizmetçi, her şeyi yapmak zorunda, ondan sonra her kimse o damat adayı onun da gönlünü yapmak zorunda.
Töre, medeni kanunu ezip geçen bir yasa. Buna karşı medeni kanunun düzenlenmesi yeterli oluyor mu?
O bölgede yazılı olmayan hukuk kuralı töre çok keskin. Müeyyideleri içerisinde çok büyük cezalar var. Yani böyle bir durumda o toplum içerisinde yaşayan vatandaş öncelikle kendisinin buna uymadığı zaman devlet değil, yaşadığı toplumun kendisini baskı altına alacağını biliyor o yüzden Türkiye Cumhuriyeti yasalarının önüne geçmiş bir vaziyette, O bölgede bunun kırılabilmesi için öncelikle akraba evliliklerinin yapılmamsı lazım. Sürekli akraba evliliği yaşanan bu bölgede diğer etken ekonomik yapı. Çoğunlukla bir yoksulluk söz konusu ve hep orada aşiretin olduğu yerde aşiret temsilcilerinin aşiret büyüklerinin yanında çalışıyorlar. Onların ağzından çıkabilecek bir sözle daha fazla fakirleşecekler veya biraz daha takdir görecekler. Bu insanlar yoksul ve eğitimsiz. Yoksul ve eğitimsiz olan bu insanların sahip oldukları tek şey itibarları. Yani var olan itibarlarını kaybettiklerinde her şeylerini kaybetmiş oluyorlar ve artık o toplumda yaşamalarına imkan yok.
Bazen töreye boyun eğmemek için göç eden aileler olduğunu biliyoruz?
Bu olayın şekline bağlı.
Nasıl bir aile bu konuda duyarlılık gösterip göç etmeyi göze alabilir?
Kızlarını öldürmemek için Mersin?e göç etmiş çok aile tanıyorum. Ama sadece kızlarını göndermemişler, ailece göç etmişler. Tabi bunu yapacak aile sayısı diğerlerine göre azınlıkta kalıyor.
Eğitimli ailelerde durum değişiyor mu?
Size yoksullardan ve eğitimsizlerden bahsettim ama töre o kadar büyük bir güç ki bu toplum içerisinde çoğunluk böyle. Çok iyi konumda, maddi durumu iyi olan, çok iyi eğitim almış, avukat olmuş hatta baro başkanı olmuş kişilerde de durum çok farklı değil. Yıl 1998 ya da 1999, Güneydoğu Anadolu bölgemizden iki baro başkanıyla konuştum. Onlar bana aşiret düzeninden feodal yapıdan bahsettiler ama bunlar devrimci ilerici avukatlardı. ?Sizin başınıza gelse böyle şeyler ne olurdu?? diye sorduğumda, şöyle söylediler: ?Avukat hanım biz gökten zembille inmedik bu toprağa, ailemizin böyle bir kararı olursa iki şıkkımız var, ya bu toprakları terk ederiz ya da boyun eğeriz. Bu toprağı terk etmek de hiç kolay değil?. Düşünebiliyor musunuz? Bu hukukçuların artık kendilerini ne kadar koruyabilecek güçte olduklarını düşününce gerçekten ürküyor insan.
Kitapta anlattığınız bir şey vardı, yüksekokul mezunu bir aşiret mensubuyla konuşmuşsunuz, ?Yani bizim şimdi bunları öldürmememiz mi gerekiyor? demiş. O nasıldı?
Bunu söyleyen ki Yezidi inançlı vatandaşlarımız içerisinde yaşayan ve önemli kabul edilen bilgili kabul edilen bir insan. Bu anlayış böyle, mülakat yaptığım birinin eşi noterdi, kendisiyle de görüştüm. Diyarbakırlı değildi kendisi, Eşi kendisine demiş ki, ?Bak seni Diyarbakır?a getiriyorum ama bil ki bir yanlış olursa, ailem seninle ilgili olumsuz bir karar verirse ben engelleyemem? Eğitimli bir kadın ama o toplumun kurallarını gözetmek zorunda yani namus dediğimiz hadise kenarından kıyısından yakınından uzağından bütün kadınları ilgilendirdiği gibi maalesef erkekler de şu anlamda kurban; istemeden bile öldürmek zorunda kaldıkları yada onaysız bir ilişki yaşadıkları kadının ailesi tarafından öldürüldükleri için.
Ekonomik yapının törede nasıl bir payı var? Bölgenin ekonomik yapısı da ortada. Ama görece zengin kızların namusu kirletildiğinde yaptırımlar değişiklik gösterir mi?
Zengin bir ailenin kızının başına böyle bir şey geldiyse bunu kapatmak çok daha kolay yani bunun örneklerini yaşadım. Ya hemen evlendiriyorlar ya da o adamı uzaklaştırıyorlar bir şekilde. Kendilerine yine uygun buldukları birisiyle evlendiriyorlar. Yeter ki duyulmasın.
Az önce Karadeniz?de kadınların ?Kocam beni aldatırsa onu öldürürüm? dediklerini söylediniz. Bu durum kadının daha fazla üretime katılmasıyla ilgili olabilir mi?
Çok doğru. Kadın çalıştığı ve kendisine para geldiği için çok daha hakim bir çok şeye. Evde de daha fazla otoritesi var, sözü daha fazla dinleniyor. Ben o bölgede çalışmadım ama öğrendiğim kadarıyla daha ziyade kızların kadınların tecavüz ve taciz olayında erkeklerin öldürülmesi hadisesi var, kızların öldürülmesinin istisna olduğunu söylüyorlar. Bir de o bölgede mesela kız bohçasını alıp kaçıyor birisine. Anlaşamadım diye 3 ay sonra kız geri dönüp başkasına kaçıyor.
Hukuki anlamda ne gibi iyileştirmeler yapıldı, başka nelerin yapılması gerekiyor?
Türk Ceza Kanunu?nda ?adap?, ?ırz?, ?namus?, ?haya ahlakı? gibi kavramlar kaldırıldı. Çocuklara yönelik cinsel taciz, tecavüz durumlarında çocuğun rızasını öngören maddeler kaldırıldı. Bakire-Bakire olmayan, evli - bekar kadın arasındaki ayrımcılık kaldırıldı. Evlilik dışı çocuğu öldürmeye ceza indirimi kaldırıldı. Tecavüz ve kaçırma olaylarının evlilikle sonuçlandırılması durumunda suçun cezasız kalmasına ilişkin yasa kaldırıldı.
Değişenler de var. Cinsel suçlar, ?topluma karşı suçlar? değil, ?kişiye karşı suçlar? kapsamına alındı.Cinsel suçların tanımı genişletildi, işyerinde cinsel taciz suç kapsamına alındı, cinsel suçların cezaları arttırıldı. Evlilik içi tecavüz suç kapsamına alındı. Namus cinayetlerinde ceza indirimi ortadan kaldırıldı, töre amacıyla işlenen cinayetler ağırlaştırıcı neden kapsamına alındı. Ahlaka aykırı davranışların kapsamı daraltıldı.
Eksik kalanlar ve yapılması gerekenler neler?
Töre cinayetlerine getirilen yaptırım, namus adı altında işlenen her türlü cinayeti kapsamalı, cinsel yönelime karşı ayrımcılık yasaklanmalı ve cezalandırılmalı, 15?18 yaş arası gençlerin kendi rızasıyla yaşadıkları cinsel ilişkinin şikayete bağlı olarak cezalandırılması ortadan kaldırılmalı, bekaret kontrolü her durum ve koşulda tamamen yasaklanmalı, ?hayasızca hareket eden? suç tanımının yapılması gerektiğini düşünüyorum.
Bütün gözlemleriniz ve çalışmalarınıza dayanarak hukuki düzenlemelerin yanı sıra ne yapılmasını öneriyorsunuz?
Şimdiye kadar bölge milletvekillerinin ağzından namus adına işlenen cinayetlerle ilgili kınayan hiç bir söz duymadım. Acaba ben mi duymadım yoksa onlar mı söylemediler? Ben diyorum ki 110 civarında bölge milletvekili varsa bunların hepsine davet gönderiyorum, yıllardır biz kadınlar kendi aramızda çalışma yapıyoruz zaten, ama artık yetmiyor. Bu, yasaların önemli bölümünü değiştirmeye yetti ama uygulamaya yetmiyor. Bölgenin erkekleri devreye girip konuşmalı. Bu cinayetlere karşı toplumsal hoş görünün toplumsal kınamaya dönüşmesi için el ele verelim beraber çalışalım.
1996?da namus cinayetinde öldürülen Sevda Gök duruşmasında ?Kadının yeri meclistir? yazılı bir tişört giymiştiniz. Şu anda da benzer bir kampanya yürütülüyor. Kadın kotası için ne düşünüyorsunuz?
Bir kere kadının karar mekanizmalarına daha çok katılımı için olumlu önlemler almak zorundayız. Bahsettiğiniz eylemde buna dikkat çekmeye çalıştık. Ama 12 yıl sonra görüyoruz ki değişen bir şey yok. Toplumun bir bölümünde kadınlar daha ileri gitmiş, daha iyi eğitim almış gibi görünse de maalesef ataerkil sistem kadınları uyuşturuyor, kadınları birbirinden kopartıyor ve karar mekanizmalarına gelmelerini engelliyor. Kota da olumlu önlemlerden bir tanesi. Ama sadece kotayla olmaz politika yapacak kadınlara devletin bütçesinden kaynak ayırmak lazım. Bunlara onay vermek için de o karar mekanizmalarında kadın bakış açısına sahip kadınların olması, gerçek feministlerin çoğalması lazım. Birtakım kadınlar meclise ya da etkin kurumlara giriyor ama bu kadınlar sadece bıyıklı olmadıkları için giriyorlar, kafalarının içine baktığımızda feminist değiller. Bu demek değildir ki feminist olmayan kadınlar girmesin, hayır girsin. Ne kadar çok kadın görünürse önemli ama yeterli değil., bütçe olması lazım ve kadının güçlendirilmesi lazım. Bu anlamda KADER çok önemli bir şey yapıyor.
Gözde Akgüngör