Bu topraklarda beyaz, Türk, Sünni ve erkek olanın dışındaki herkes ötekileştiriliyor. Ötekilerin içinde öyleleri var ki; onlar ötekinin de ötekisi... Pembe Hayat Derneği'ndeki travesti ve transeksüellerin Elif Dumanlı'ya 28 Aralık 2006 tarihinde anlattıkları da eşcinsellerin yaşadığı öteki olma halinin zorluklarını anlatıyor bizlere...
Pembe Hayat Derneği ne zaman ve hangi amaçla kuruldu?
Buse: Pembe Hayat Lezbiyen, Gey, Biseksüel, Travesti, Transeksüel Dayanışma Derneği 30 Haziran 2006'da kuruluş başvurusunu yaptı. Ancak bunun öncesinde yaklaşık üç ay toplantılar yaptık. Bu toplantılarda nasıl bir örgütlenme modeli benimseyeceğimizi tartıştık. Özellikle nisan ayında Ankara Eryaman'da yaşayan travesti ve transeksüellere yönelik saldırılar kısa sürede tüm Ankara'ya ve İstanbul, Bursa, İzmir ve Mersin gibi büyük kentlere de yayılmıştı. Bu örgütlü saldırılara karşı örgütlü bir karşı koyuşun gerekliliği konusunda hemfikirdik ve sonuçta bir dernek çatısı altında mücadelemizi sürdürmeye karar verdik.
Derneğin adı neden Pembe Hayat?
Buse: Alain Berliner'in Ma Vie En Rose (Pembe Hayatım) isimli, küçük bir kız çocuğu olmanın hayalini kuran küçük bir erkek çocuğu hakkında bir filmi vardır. Kendisine çok olağan gelen bu durum nedeniyle ailesi ve tüm çevresiyle yaşadığı sorunları anlatır film. Ancak çocuğun kararlılığı çevresini değiştirmeye başlar. Biz de benzer sorunlar yaşıyoruz, ama doğal olmayanın toplumun genel geçer değer yargıları olduğunun ve bizim değil bize ayrımcılık yapanların değişmesi gerektiğinin farkındayız. Bunun farkındalığını korumak için derneğimizin adını da Pembe Hayat koyduk.
İslâmiyette farklı cinsel eğilimlere sahip veya tercihi olanlara neden baskı yapılıyor?
Deniz: Kuran'ı Kerim'deki Lut Süresi'nde sapkınlık olarak nitelendiriliyor. Dindar kesim de bunu baz alıyor. Kendim de okudum. Bunu bana annem de okudu. Annem dindar bir kadındır. Annem kendi evladı olduğum için mi artık bilmiyorum, daha yumuşak davrandı. Ne olursa olsun dedi, ben seni böyle görmüyorum, kulla Allah arasında olan bir şeydir bu dedi. Annem, beni aileme de kabul ettirdi. Dediğim gibi milletin Kuran'ı Kerim'den korkması, yani Allah tarafından gönderilen bir kitap olması dolayısıyla, kutsal bir kitap olması dolayısıyla, sırf bu surelerden kaynaklanıyor diye düşünüyorum. O surede özellikle Lut Kavmi'ni taşlayarak, ateşten toplar atarak yok ettik diyor.
Lut Kavimi'nin ne özelliği var?
Deniz: Lut Kavmi eşcinsel bir kavimmiş.
Buse: Biz buna benzer bir saldırıyı bu yaz Bursa'da yaşadık. Çıkış noktaları şuydu: Burası evliyaların ve padişahların şehridir, burada eşcinsel, transseksüel ve travestilere geçit yoktur diyerek bize saldırdılar. Sivas olaylarının bir benzerini de biz orada yaşadık. Konu din ve tarih olunca, insanlar kendilerinde saldırma gerekçesi buluyorlar. Osmanlı İmparatorluğu'nun tarihine baktığımızda ise eşcinselliğin meşru olduğu görülmekte. Osmanlı İmparatorluğu'nda oğlan haremleri vardı. Padişahın önünden tepsiler içinde eşcinsellerin geçit yapmaları, sanatkâr kıvamında ele alınmaları. O zaman, biz tarihimizi mi reddediyoruz, varolan insanlığı mı reddediyoruz veya işimize geldiği gibi mi dini yorumluyoruz veyahut ne yapmamız gerekiyor, birilerini günah keçisi yapıp onların üzerine saldırmayı ve kendimizi aklamayı mı düşünüyoruz. Burada bunlar da ortaya çıkıyor. Biz şunu kıstas alıyoruz kendimize, biz buyuz diyoruz. Bu toplumda bütün hak ve hukukumuz elimizden alınmasına rağmen biz transeksüeliz, biz gay, lezbiyeniz diye kendimizi çıkartmış cesaretli insanlarız çünkü hem dinle, hem ailemizle, hem ekmeğimizle varoluşumuza yapılmış bir saldırı var. Biz ona rağmen, biz deyip çıkıyoruz.
Osmanlı İmparatorluğu'nda eşcinsellik meşru. Osmanlılar da Müslümanlar ve Lut Suresini okuyorlar. Ne oluyor da, ne zaman baskılar görülmeye başlıyor?
Deniz: Osmanlı'da oğlancılık çok yaygın bir şekildeymiş. Geçenler de bir prof. Topkapı Sarayı'nda bunun figürlerle yansıtıldığını açıkladı. O bölümü kapatmışlar. O bölümü kimse katiyen ziyaret edemiyor.
Osmanlıda eşcinsellik doğalken, ne zaman yasaklama ve baskılar yaşanmaya başlıyor?
Deniz: Cumhuriyetle birlikte yasaklanmaya başlıyor.
Buse: Osmanlı İmparatorluğu'nda doğal iken, cumhuriyetle birlikte travestiler ve eşcinseller yok sayılmaya başlandı. Bunun en güzel örneklerinden biri Bülent Ersoy'dur. Bülent Ersoy, transeksüel olduğu için yıllarca sahneye çıkamadı. Sahne yasağı kondu. Turgut Özal'ın "sanatçıya ve sanata önem veririm" sözüyle birlikte yumuşamaya başladı. Varolan bir şey vardı. Biz görünür olmaya başlamıştık. Görünür olmaya başladıkça da, istediği kadar sistem seni reddetsin, sen varsın. Halen ülkemizde eşcinsellik ve transeksüellik yoktur ibareleri kullanılmaktadır. Örneğin devlet para karşılığında kadın erkek ilişkisini fuhuş olarak tanımlarken, para karşılığında erkek erkeğe ilişkinin, kadın kadına para karşılığında ilişkiyi tanımlamıyor. Devlet, ilişkiyi heteroseksist bir biçimde değerlendirmektedir. Devlet herkesi heteroseksüel görmektedir. Biz de zaman zaman yaşamlarımızda böyle bir çelişkiye düştük. Örneğin ilk transeksüelliğimizi kabul etmeye başladığımız süreçte, biz bu ülkede bir Bülent Ersoy, bir biz varız diye düşünüyorduk. Gayler kendini Zeki Müren'le özdeşleştiriyordu. Bizler de sistemin bize verdiği görüş açısıyla düşünüyorduk ve herkesin heteroseksüel olduğunu düşünüyorduk. Şimdi insanların kendini sorgulamasıyla, biraz da olsa kendilerine dönük yaşamasıyla, eşcinselliğin yaşanıyor olması, ben de transeksüelim diye çıkış noktası olması, devletin verdiği heteroseksüel bakış açısını da yok etmeye başlamıştı. Bu ülkede herkes heteroseksüel değil. Artık bu az çok biliniyor. Bu da onlar için açıkçası bir tehlike.
Rahşan: 91-92 döneminde Hürriyet, Milliyet Gazetesi'nde belgelendi. Bir padişahın eşi ferman yazdırır. Topkapı'dan bunu almışlar. Ve fermanda şu yazılıdır; eşim benimle ilgilenmiyor, oğlancık haremleri kurdu onunla ilgileniyor. Bu ferman Topkapı Sarayı'nda vardı. O fermanı da kaldırdılar. Yavuz Sultan Selim zamanında, Baltacı Mehmet Paşa zamanından kalma oğlancık haremleri vardı. Hatta bunlar belgeli. Eşcinsellere Abdulhamit zamanında kapıkulu askerleri zamanında darbe vurulmaya başlandı. Yeniçeri Ocağında eşcinsellik devam etmeye başladı. O sırada eşcinselleri katliam gibi yok etmeye başladılar. Dışlanma, horlanma, öldürme gibi şekillerde. Bu da cumhuriyete yansıdı. Cumhuriyetin başlangıcıyla eşcinsellere darbe yoktu.
Tarihte hep gayler üzerine konuştuk. Tarihte travesti veya transeksüel yok muydu?
Rahşan: Tarihte zenneler olarak bildiğimiz kişiler travestiydi. Onların giyimleri, makyajları öyleydi. O zamanda ameliyat, silikon yoktu, burun ameliyatı yoktu. Hamam otu sürerlermiş, tüyleri çıkmasın diye. Hamam otu şu anda da ağdaların içine falan konuyor. Hamam otu kılı öldürür. Kök boyası kullanıyorlarmış. Ceviz kabuğu kullanıyorlarmış.
Osmanlı Müslüman bir ülke. Gayler rahat yaşıyorlar. Zenneleri de hiç kötü olarak öğrenmedik. Ne oluyor da bu hale geliniyor sizce?
Deniz: Bence eşcinselliğe ve eşcinselliğe en büyük darbe 12 Eylül darbesi. 12 Eylül darbesi ile eşcinseller ve eşcinsellik mücadelesi sindi.
Askeri mantık mı yani?
Sinem: Askeri mantıktaki bütün ihtilaller için bu geçerlidir. İster sosyalist, ister dini, ister faşist askeri ihtilal olsun ilk etkilenen gayler, travestilerdir. Örneğin Afganistan'da eşcinseller rahat iken, Taliban yönetiminde dini askerler tarafında eşcinseller ele geçirildiğinde yine aynı şey oldu.
Toplumda sizlere şiddet uygulanırken, sizler baskıya maruz kalırken, bazı ünlüler transeksüeller alkışlanmakta. Bu ikiyüzlülüğü nasıl değerlendiriyorsunuz?
Deniz: Bülent Ersoy'a, Fatih Ürek'e alkış tutan toplum niçin bize tukaka yapıyor? Bunun nedeni medyadır. Medya bizi iyi bir şekilde lanse etmiyor.
Buse: Onlar tam da sistemin istediği noktadalar. Örneğin Fatih Ürek, ben eşcinsellim demiyor. Bülent Ersoy sürekli kadınlığı üzerinde durdu. Son zamanlardaki saldırı bunun çok açık bir göstergesiydi. Biz bir basın açıklaması yaptık. Mustafa Topaloğlu, Bülent Ersoy'dan özür dilemelidir diye. Bülent Ersoy'un da Eryaman'daki travestilerden, Ülker Sokağı'ndaki travestilerden, bu toplumdaki dışlanan travesti ve transseksüellerden bir farkının olmadığını da gösterdik. Konu transseksüellikse, insanlar istediği gibi saldırma hakkını kendilerinde görüyorlar. Bülent Ersoy'un çıkış noktası ve yanlışlığı burada. Yani kadınlığı üzerine, biz transseksüeller de biz kadınız diyoruz. Ama bu ülkede henüz transseksüellik kabul edilmemişken, transseksüellik reddedilirken, ben kadınım diye çıkış yapmak da doğru değil. Ben kadınım ama ben bir transseksüel kadınım.
Bülent Ersoy hiç ameliyat olmamış gibi, doğuştan kadınmış gibi davranıyor ve kadınlığını çok abartıyor...
Sinem: Eskiden milattan önce, milattan sonra derdi. Son zamanlarda iyice önceki durumu medyada hiç yer almıyor. Son zamanlarda erkek halindeki resimleri hiç yayınlanmıyor. İlk kadınsılaşmaya başladığı anlardan itibaren gösteriliyor.
Hayat: Medya devlet kadar etkili. Medya isterse bir insanı vezir de ediyor, rezil de. Mesela medyanın gösterdiği travestiler, medyanın istediği travestiler. Travestilerin 1 Mayıs'ta veya başka zaman yaptıkları yürüyüşlerde, oturumlarda vb. şeylerde hiç göstermiyorlar. Devlet bunu göstermesini istemiyor. Ama sokakta bir travesti bir adama saldırdığında medya bunun üzerine gidiyor.
Sinem: Sisteme uyan, sistemle birlikte hareket eden eşcinseller veya diğerleri her zaman onaylanıyor. Bizim de sistemle çatışma noktamız zorunlu seks işçiliği yapmamızdan kaynaklanıyor.
Buse: Aslında Bülent Ersoy'un duruşu önemli bir duruş. Ama altını dolduramadı. Bülent Ersoy tam da ataerkil sistemin içinde yaşarken, erkek bir kişinin kadın olması, tam da buna aykırı bir noktadaydı. Ama Bülent Ersoy'un bunun altını ne kadar doldurduğu tartışılabilir. Mesela Bülent Ersoy'un erkekten kadınlığa geçişte yaşadıkları zorluklar aslında birçok travesti ve transseksüelin üzerindeki yükü de almıştır. Bu gözardı edilemez. Ama o süreçten bu zamana kadar sisteme kanalize olması kötü bir nokta. Bülent Ersoy'un bir konuşmasını dinlemiştim. O konuşmasında, Bülent Ersoy'un sahneye çıkma yasağı olduğu dönemde, Avrupa yardımcı olmak istemiş fakat Bülent Ersoy, "O bizim iç meselemiz. Bunu biz hallederiz" demek yerine "Bu, benim ve bütün travesti ve transseksüellerin sorunudur. Bu benim kimliğime yapılan bir saldırıdır" deyip bunun mücadelesini, hukuksal bir yoldan da gerek ülke içinde, gerekse ülke dışında vermiş olsaydı, belki bu süreç daha sancısız bir şekilde yaşanırdı.
Size destek veren veya örgütlü olan ünlü transeksüel veya travesti var mı?
Buse: Hayır.
Rahşan: Bir de Zeki Müren olayı var. Onun için Bursa her yıl törenler düzenliyor. Bursa O'nu el üstünde tutuyor. Ama travestileri taşa tuttu. Türkiye'deki çelişkiye bakın. Zeki Müren görünüş olarak kadınsıydı.
Buse: Zeki Müren hiçbir zaman ben eşcinselim demedi.
Sinem: Fatih Ürek'te olduğu gibi.
Hayat: Zeki Müren hiçbir zaman medyanın karşısına fuhuşla çıkmadı, sanatla çıktı. Güncel hayatta erkeklerle birlikteliği yok muydu? Tabii ki vardı, ama işte O'nun sistem insanı olmasından dolayı. O da ne yaptı, öldükten sonra sisteme en güzel jestini yaptı. Bilmem ne vakfına, Türk Silahlı Kuvvetlerine mirasını bağışladı.
Rahşan: Bakın bir şeyi unutuyoruz, mirasını açılamadan önce de Bursa O'nu elinde tuttu.
Sinem: Türkiye için geçerli olan her koyun kendi bacağından asılır. Kendini kurtaran, mücadele beni ilgilendirmiyor diye kenara çekilmiş.
Rahşan: Bundan on beş yirmi gün kadar önceydi galiba bir modacı vardı.
Deniz: Cemil İpekçi.
Rahşan: İstanbul?da bir esrar olayında Cemil İpekçi ve sevgilisi yakalanıyor. Ama medya Cemil İpekçi'yi eşcinsel olarak göstermedi.
Sinem: O medyanın danışıklı dövüşü. Ben İstanbul'da yaşadım. Ben İstanbul'daki gay kulüplerinin hepsine gittim. Hemen hemen her gay kulübünde birer, ikişer ünlü var. Sıradan ünlüler de değil. Epey ünlüler var. Eğlenmeye gelenler var, beraber olmaya gelenler var. Ama hiçbir zaman bir gay kulübünün önünde veya girirken ve çıkarken hiçbir ünlü yakalanmaz. Medya onların orada olduğunu da bilir. Laila'nın kapısında veya başka bir yerde yakalanır ama orada yakalanmaz.
Rahşan: Üç sene önce Ankara'daki Şengül Hamamı'nda da oldu. Gazeteciler ve basın giremedi çünkü işadamları vardı içeride. Hatta ahlak bastığı dönemde ahlak bile dışarıya çıkarıldı. Normal bir eşcinsel olsaydı veya fuhuş sektöründe çalışan bir eşcinsel olsaydı basın oradan ayrılmazdı. Madem biz çok kötüyüz, çok dışlanan birileriyiz, biz milleti zorla evimize kabul etmiyoruz. Ve para karşılığında yapan bir insanız. Çoğu arkadaşlarımızın da durumu iyi olan arkadaşlardır. Sahip olduğu mallara hırsızlıkla mı sahip oldu, ya da gasp mı etti? Alakası yok. Şöyle bir baktığında hepsinin bir evi, bir arabası var. Bir memur ya da bir işçi bir milyar alıyorsa, bir eşcinselin kazancı, iki milyar, üç milyar. Bu para nerden geliyor? Talep çok. Madem Türk halkı istemiyor, bizle birlikte olanları da kessin. Basın bizi topluma güzel göstermeye kalksa ya, oysa sürekli bir travesti araba parçaladı, birine bıçak çekti şeklinde gösteriyorlar.
Arka planı da göstermiyorlar. Sanki travestiler deli, durup dururken saldırıyormuş gibi bir imaj yaratıyorlar?
Rahşan: En basiti bir köpeği her gün dövelim. Artık köpek ne yapacak? Kendini savunmak için saldıracak. Siz travestileri her gün aşağılayın, ahlaka kaldırıp her gün dövün, o da yetmiyormuş gibi peşlerine birini takıp saldırtın, sonra da travestiler adam dövdü deyin.
A Takımı denilen ekipler var. Bunlar kim? Amaçları ne?
Deniz: Belediye kurdu.
Belediye niye böyle bir takım kuruyor?
Sinem: Benim çocukluğum Keçiören'de geçti, onun için Keçiören olaylarını çok iyi bilirim. Şimdiki belediye üç dönemdir var. Belediye ilk seçildiği zaman, pazarlarda tartıdan çalma gibi olayları önlemek amacıyla bir ekip oluşturdu. Bu ekip zamanla belediyeden bağımsızlaştı ve A Takımı'na dönüştü. Belediye destekli denmesinin sebebi oradan kaynaklanıyor. Bu ekip zamanla sokakta çalışan travesti ve transseksüellere saldırmaya başladı.
Keçiören tarafında sokakta çalışan travesti ve transeksüeller mi vardı?
Sinem: Etlik tarafında vardı. Bu ekip artık mafyalaştığı için Keçiören sınırlarının dışına da çıkıyor. Gün oluyor Sincan'da, gün oluyor Eryaman'da, gün oluyor Seyran'da, Hoşdere'de ortaya çıkıyor. Güvenlik güçleri de bu A Takımı'nın saldırılarına göz yumuyor. Olayın içinde travesti varsa ilgilenmiyor. Geçen başımıza geldi, caddede kavga dövüş oldu bir saat boyunca polisi aradık. Silahlı saldırıya uğradık. Polis bir saatte gelmedi.
Polis sizin travesti olduğunuzu nereden biliyor?
Deniz: Sesimizden.
Sinem: Hoşdere'de bizi kovalıyorlar dediğimiz zaman direk bunlar travestilerdir diye algılıyorlar.
Buse: Bir olay yaşadığımız zaman eğer yanımızdan polis geçiyorsa bile müdahale etmiyor. Nasıl olsa bu travesti diye aldırış etmiyorlar.
Rahşan: Görmüyor ya, resmen görmezlikten geliyor.
Sinem: Adam polisin önünde sallama ile saldırıyor, polis aldırış etmiyor ya da sana söylediği tek şey, sen de durma evine git oluyor. Saldırganı yakalamak yerine, görevi bu iken, bize evine git diyor. Bursa olaylarında da aynıydı. Bursa'da valilikten izin almıştık. Yürüyüp basın açıklaması yapacaktık. Saldırganlar caddede geziyordu, polis gelip direk bizi kapattı. Bize siz içeriye girin dediler. Resmi olan biziz, gayri resmi olanlar onlar.
Aranızda transseksüel var mı? Yani ameliyat olan?
Buse: Biz böyle bir soruya ayrımcılık yapıldığı için cevap vermiyoruz.
Transseksüel ile travesti kavramları birbirine karışıyor. Transseksüel kime, travesti kime deniyor?
Buse: Ülkemizde travesti, ameliyatlı veya ameliyatsız, kadın olmuş, seks işçiliği yapanlara deniliyor. Travestilik aslında tam da böyle değil. İster erkek, ister kadın, kendi cinsinden veya karşı cinsten kişilere ilgi duyuyor olabilirsin. Transseksüellik ise ameliyat olmuş veya olmamış, kendini karşı cins olarak kabul etmiş ve öyle yaşayanlara denir.
Sinem: Transseksüellikte bir erkekten kadına, kadından erkeğe olma hali var.
Bir de o var değil mi? Örneğin Derya da kadınken erkek olmaya çalışıyor. Yani kendini öyle hissediyor. Ameliyat olmaya gerek yok değil mi? Ameliyat olmasam da kendimi nasıl hissediyor ve öyle yaşıyorsam o zaman transseksüel olmuş oluyorum değil mi?
Ali: Transeksüellik yanlış bedende doğduğunu düşünmek. Travestisizm ise karşı cinsin kıyafetlerini giymek, dolaşmak ve haz almak biçimidir. Ama Türkiye'de yanlış biliniyor. Ameliyat olmak transseksüellikte teknik bir meseledir.
Buse: Ameliyat olduysan transseksüelsin, ameliyat olmamışsan travestisindir dayatması ve algılayışı var. Biz buna karşıyız.
Sinem: Kişi kendi kimliğini özgürce yaşamaya başladığından itibaren ister kadın olsun, ister erkek olsun transeksüelsin, operasyon geçirip geçirmemek önemli değil.
"Zorunlu seks işçiliği yapmak istemiyoruz." diyorsunuz, niçin zorunluluk?
Deniz: Ben hukuk fakültesini ikinci sınıftan terk ettim. Toplumun baskıları yüzünden okulu bırakmak zorunda kaldım.
Buse: "Neden iş sahibi olamıyor"dan başlamak yanlış. Bu olay eğitimden başlıyor. Biz transeksüeller eğitim sürecinde baskılara maruz kaldık. Eğitimden soğuduk.
Sinem: Okuldan ayrılan örneğin tıp fakültesinden ayrılan arkadaşlar var, aynı zamanda mezun olan arkadaşlar da var. Ben eğitim fakültesini bitirdim. Sınıf öğretmeniyim. Ama öğretmenlik yapamıyorum. Transseksüel kimliğin ile ortaya çıktığın anda hiçbir şey yapamıyorsun. Çünkü kanunlar buna karşı. Yani benim kanuni hiçbir dayanağım yok. Örneğin Deniz arkadaşımız hukuk fakültesini bitirip avukatlık yapmış olsaydı. Barodan atılacaktı ki böyle örnekler var, ya da özel yapacaktı. Özel olarak yapsa bile toplumun heteroseksist yapılanmasından dolayı, kimse bir travesti ya da transeksüele dava vermeyecekti.
Deniz: Hayatımızı idame etmek zorundayız. Sistem bizi bu yöne itiyor.
Hayatınız boyunca en zorlandığınız yer (kurum) neresiydi?
Deniz: Ailemden ayrılmamdı.
Sinem: Bizi seks işçiliği çok zorluyor. Emniyet ve çeteler çok zorluyor. Emniyet müdürü ve valilerin hepsi bize karşı. Göreve gelir gelmez ilk yaptıkları açıklama "Biz bu şehri travestilerden temizleyeceğiz" oluyor. Sanki tek sorun travestiler gibiymiş gibi.
Rahşan: Ailemde çok zorlandım. Fuhuş yapmak değil de mesleğimi icra etmek istedim. Ama cinsel tercihim yüzünden çok zorlandım.
Elif Dumanlı