İranlı kadın yayıncı Goli Emami'yle yolumuz Barselona'ya Tahran'la ilgili bir konferansa katılmak üzere geldiğinde kesişti. Uzun yıllardır Pazartesi'nin de markaja aldığı İran?ın güçlü feminist hareketinden, yayıncılık camiasındaki kadınlardan, 27. yılındaki İslami Cumhuriyeti kuran devrimden konuştuk...
İran özellikle kadınlar için yaşanması en zor ülkelerden biri olarak biliniyor. Aynı zamanda Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığın Önlenmesi Komitesi'ne (CEDAW) üye olmayan devletlerden. Ama bütün bunlara rağmen feminist mücadelenin son derece kuvvetli olduğu bir ülke. Siz bu durumu nasıl açıklıyorsunuz?
Bu durumu daha iyi kavrayabilmek için İslam hakkında daha fazla şey öğrenmek gerekiyor, İslam?ın kadınlarla ilgili çeşit çeşit görüşleri var ki bunlar kültürden kültüre ülkeden ülkeye değişen şeyler. Her İslam ülkesinin kadınlarla ilgili kendi yorumu var. Böyle uygulamalar bir tek İran?da değil, diğer müslüman ülkelerde de gerçekleşebiliyor. İslam Cumhuriyeti, teokratik bir hükümet olarak iktidara geldiğinde yaptıkları ilk şey kadınların sahip olduğu bütün sivil hakları ellerinden almak oldu. Özellikle boşanmak için veya çocukların velayetini almak için mahkemeye başvurma hakkı ve buna benzer bir sürü hak iptal edildi. Durum böyle olunca da eğitimli kadınlar arkalarına yaslanıp olan biteni seyredecek değildi. Böylece yavaş yavaş küçük hareketlenmeler başladı, protestolar düzenlediler, yazılar yazdılar, dergiler çıkarmaya başladılar. Mesela Zanan bunlardan biri, bence kadınların zihnini açma konusunda en önemli kaynaklardan biri oldu. Ve kadınlara neleri kaybettikleri ve neleri kazanmaları gerektiği konusunda bir fikir verdi. 27 yıl sonra şöyle bir kazanımımız olduğunu söyleyebilirim, artık erkekler istedikleri zaman boşanamıyorlar, mahkemeye gitmeleri gerekiyor. Bunun nedeni de kadınların, feministlerin büyük mücadelesidir, bunun meyvesidir bu. Son derece adaletsiz durumları göz önüne getirerek kamuoyunu ikna ettiler. Şimdi erkeklerin boşanabilmek için iyi bir nedenleri olması gerekiyor. Hükümetin İslami düşüncelere dair aşırı şovenist tavrı İranlı kadınların önündeki en büyük engel. Kadınlar eğitim hakkına da daha iyi sahip çıkıyor. Mesela üniversite giriş sınavlarına her yıl bir buçuk milyon öğrenci başvuruyor ve sınava katılanlar yüzde 60 ile 70 arasında kadınlar. Böylece eğitimli kadınlar mücadele etmeyi, kendilerini savunmayı öğreniyorlar. Bence böyle çelişkilerle dolu bir ortamda güçlü bir feminist mücadelenin varolabilme nedeni bu.
Diğer Müslüman ülkelerden konuştuğumuzda bir de İslami feminizmden söz etmemiz gerekiyor. Evet, İslami feminizm ve laik feminizm.
Evet, öyle diyebiliriz, ya da İslami olmayan feminizm diyebiliriz. Peki İran?da bu iki farklı feminist dalganın ilişkisi nasıl? Hep birlikte verilen bir mücadele mi söz konusu, yoksa iki farklı cephe mi var?
İran'da gündelik hayat zaten büyük bir mücadele! "İslami feminizm", çok enteresan bir tanım, çünkü başlarda feminizm kelimesinin varlığını kabul etmiyorlardı. Fakat feminizm direndiği için, başını suyun üstünde tutmayı becerebildiği için, onlar da karşılık verdiler ve hareketlerine aslında çelişen bir ifade olan İslami feminizm dediler. İki grup karşı karşıya gelmiyor, ama doğal olarak islami feministler çok daha güçlü. Meclisteler, milletvekilliği yapıyorlar, siyasal görevler üstleniyorlar, üniversitelerde varlar, güç ellerinde. Fakat İslami feminizm yanlısı olmayanlar, devrimin başından beri süren tutum nedeniyle hep temkinliler, adımlarını büyük bir dikkatle atan bir kedi gibi davranmak zorunda kaldılar. Örneğin, mecliste kadınların sadece tek tip örtünmesini öngören bir yasa çıkartmaya çalışan üç İslamcı feminist kadın var, bu her türlü insan hakkına karşı bir hareket. Hükümet neyi nasıl giymemiz gerektiğini bize dikte edemez. Neyi giymemiz gerektiğini dikte ettiler, tamam, üstüne bir de nasıl giymemiz gerektiğini dikte etmeye çalışıyorlar.
Peki buna karşı İslamcı olmayan feministler ne yaptı?
Çeşitli atölye çalışmalarında, yazılarda, hatta gazetelerde bu kanunun olumsuz yönleri hakkında ve eğer olur da yasa yürürlüğe girerse neler olabileceğine dair bilgi vermeye çalışıyorlar. Bu iki grubun arasındaki ilişkiye dair bir örnek. Çıkıp sokaklarda birbirleriyle çatışmıyorlar, bu zaten bir işe yaramaz. İslami olmayan feministler pek çok durumda başarı elde ettiler ve umarım çok daha fazla başarı elde ederler. Benim için İslami olmayan feminizmin karşısına İslami feminizmi koymak ileriye atılmış bir adımdır. Çünkü bu da bizden, benim kuşağımdan, orta sınıf eğitimli kadınlardan gelen bir talep. Yine de kendilerini feminist olarak tanımlıyor olmaları önemli. Onlar kendi iktidar yanlısı yöntemleriyle çalışıyorlar, bizse sessiz, çekingen biçimde çalışıyoruz.
Türkiye'de bazı feministlerin İslami feminizmin varlığını kabullenmeleri zor oldu. Ama üniversitede başörtüsü yasaklandığı zaman ya da Konca Kuriş gibi önemli bir İslamcı feminist kaçırılıp öldürüldüğü zaman birlikte hareket etmek zorunda kaldılar. Baskıya karşı birlikte direnmek gerekebiliyor...
Onlara şans verilmeli, istiyorlarsa örtünsünler elbette. Ama eğer bana soracak olursanız İslami feminizm bazen kadınların karşısında çok daha zorlayıcı bir tavır olarak yer alıyor, erkeklerin zorlayıcılığından çok daha kuvvetli bir biçimde duruyor kadınların karşısında. Çünkü biz kadınlarla ilgili bir alana nüfuz ettiğimizde kendi kendimize karşı çok sert olabiliriz, ki bu zaten erkekler tarafından kontrol edilmiş bir alan. Şimdi kadınlar bu alanlara girdi, meclisteler, bakan oldular, üniveristelerde dekan oldular. Kendilerinin bu pozisyonlara uygun olduğunu ortaya koyabilmek için erkekleri bir şekilde ekarte etmek zorunda kaldılar. İşte bu nedenlerle belli başlı, ciddi bir çatışma olmadı iki feminizm arasında, ayrıca biz diplomatik yolları kullandık, doğrusu buydu. Tahmin edersiniz ki eğer sıkı önlemler alsaydık her şey geri tepebilir ve şimdiye dek kazandığımız zeminleri kaybedebilirdik, işte bu yüzden çok dikkatli davranmamız gerekiyor.
Bir anlamda pragmatik olmaktan söz ediyorsunuz?
Evet, aynen öyle...
Başörtüsünün bazıları tarafından en büyük engel olarak görülmesini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kadınların utancı gibi sunulması söz konusu. "Başörtüsü bir utanç ve de biz kadınları başörtülerini çıkarmalarına yardım ederek kurtaracağız," gibi bir görüşle sık sık karşılaşıyoruz. Bu İran'daki kadınlar arasında nasıl değerlendiriliyor?
Bu batılı ülkerlerin gözünde en önemli sorun. Evet, biz giyimimizi kendimiz seçemiyoruz, bu özgürlüğümüzü kaybettik, kapanmamız bize dikte edildi, fakat bu bir yasa ve bir ülkede yaşarken o ülkenin yasalarını gözönüne almak durumundasınız. Bunu İslami hükümete karşı en büyük silah olarak görenler -ki bence yaptıkları tamamen yanlış- bunun ülkedeki en büyük sorunumuz olmadığını bilmeliler. Birçok başka hakkımız elimizden alındı. Hâlâ eşit işe eşit ücret, çocukların bakımı, seyahat özgürlüğü ve bunun gibi başka birçok konuda özgürlükten yoksunuz. Ama batıda, özellikle medyada iş çok büyütülüyor. Sadece siyah giyenleri yansıtıyorlar mesela. Benim için, eğer siyah giymeyi seçtiyse, onun kararıdır, saygı duyarım, ama ben de kendi istedeğimi giymek isterim.
Bu biraz da bazılarının başörtüsünü kendilerine tehdit olarak görmelerinden kaynaklanıyor, çünkü batıda kamusal alanda İslam'a dair doğrudan karşılaştıkları şeylerden biri başörtüsü.
Evet aynen öyle. Mesela Şirin Ebadi, Nobel ödülünü alırken örtü takmadı ve dedi ki, "Ülke içinde giyerim, çünkü yasa öyle, ben de bu ülkenin yurttaşıyım, ama dışardayken seçimime bağlı olarak giymem." Benim de seçimim aynen böyle. Sadece siyah çador değil sözkonusu olan, pek çok biçim var. Hatta o kadar çok çeşit var ki, pek çok moda dergisini dolduracak malzeme çıkar. Kadınlar o kadar kolay teslim olmuyorlar. İslam Cumhuriyeti'nin yapamadığı şeylerden biri bu, kadınları tektipleştiremediler. Şimdi meclisteki İslamcı feministler bunu yapmaya çalışıyor, 27 yıl sonra...
İran'da yayın dünyasının canlılığından söz ettiniz, yüzlerce kadın yayıncı var ve genel olarak kitapların ilk basımları da öğrendiğimiz kadarıyla hayli yüksek...
İlk basım 1000-2000 kopya kadar, o kadar da çok değil, hareketli yayıncılık ortamına rağmen kitap okuma oranı düşük. İran'da yayıncılık yapmaya başlamak aslında kolay, çünkü Kültür ve İrşat Bakalığı destek veriyor, kâğıdı sübvanse ediyorlar. İran'da 8000'in üzerinde yayıncı var, bunlardan 350-400 kadarı kadın. Fakat söylemem gerek, kimse buna inanmaz, devrimden önce, yani kadınların serbest olması gereken dönemde, kadın yayıncı ya da film yapımcısı bulmak neredeyse imkânsızdı. Sadece üç ya da dört kadın yazar vardı, azıcık da çevirmen. Ama şu anda 6-7 tanınmış film yapımcısı kadın var, sayılarını bilemeyeceğim kadar kadın yazar var, çevirmenler var. Elbette devrim bizim için iyiydi demiyorum, ama bir anlamda iyiydi, çünkü silkinip kendimize geldik ve bir şeyler yapmaya başladık. Örneğin bugünlerde bankalarda kadın yöneticiler görüyorum, devrimden önce bu düşünülemezdi bile. Belki de bu baskı yüzünden kadınların içindeki tepkiler karşılık buluyor. Yayın dünyasına dönersek devrimden önce iki tür yayıncılık vardı; devlete yakın olanlar ve özel sektördeki yayıncılar. Hükümet tarafındakiler bunu açık bir biçimde yapıyordu, ama diğerleri sosyalist ve solcu ideolojinin etkisi altındaydı. Bu alan da yoğunluklu olarak erkeklerin bulunduğu bir alandı. Komünist rejimler yıkıldıktan sonra İran edebiyatı ideolojik yönünü kaybetti. Birden hem kadınlar hem de erkekler için edebiyat mümkün bir şey haline geldi. Bundan önce bir kadının hayatıyla ilgili bir kitap yazmaya kalkıp bu kitapta yoksullaktan, çiftçilerden, sosyal adaletten bahsetmeseydiniz hiçbir anlamı olmazdı. Ama o dönemden sonra kadınlar kendi hayat hikâyelerini yazmaya başladılar. Birçok kadın yazarımız var, ama henüz uluslararası kadın yazarlarımızı yetiştiremedik. Elbette Tahran'da Lolita Okumak'ın yazarı Azer Nefisi var. Ama o da İran'da yaşamıyor. Sadece tek bir kitap yazdı. Fakat o bir istisna, aslında onu İranlı kadın yazar olarak kabul etmiyorum, benim için İranlı kadın yazar, İran'da yaşayan, yaşamış olan ve kitabını orada yayımlayan yazardır.
Peki kadın yazarların ve yayıncılık çevresindeki kadınların sayısının artmasını genel olarak dünyadaki değişime de bağlıyor musunuz? İran Sosyalizmden de etkilenmişti bir dönem.
Bence öyle değil. O daha başka bir zamandı. Sosyalizm kalktığında erkekler için bile değişti durum, nefes almaya başladılar. Bundan önce yazın hep yoksul çifçiler, yoksul işçiler hakkında olmalydı. Ama şimdi aşk hikâyesi de yazabilirsin.
Kadın yazar ve yayıncı sayısı ne zaman artmaya başladı?
Bence savaştan sonra başladı. Nefes almaya başladığımızda, kafamızı kaldırıp etrafta ne var ne yok görmeye başladığımız ve neyi yapıp neyi yapamayacağımızı kavradığımız zaman başladı. Dönüm noktası 8 yıllık İran-Irak Savaşı'nın bitmesi oldu.
Değişik kuşaklardan feminist kadınlar arasındaki ilişkisi nasıl?
Aslında bu benim çok iyi bildiğim bir konu değil. Sivil toplum örgütleriyle pek bir ilişkim yok, Kadın Kültür Merkezi tek ilişki içinde olduğum örgüt ve en beğendiğim örgüt.
Genel olarak nasıl bir ilişki var farklı kuşaktan kadınlar arasında? Tecrübenin geçirilmesi önemli, sansür de bu tecrübenin geçirilmesi önündeki engellerden biri...
Doğru. Fakat, pek çok sivil toplum örgütü kadınlar tarafından yönetiliyor, çok İslamcı olanlar bile. Bildiğim kadarıyla aralarındaki ilişki çok dostane. Genel olarak hepsi misyonlarını yerine getirmeye çalışıyorlar. Bu da çoğunlukla insanların bilgilendirilmesi. Benim için devrimden sonra kadınların bilinçlenmesindeki en önemli unsurlardan biri Zanan Dergisi'nin yayınlanmasıdır. Savaştan sonrasına rastlar derginin çıkışı. Gerçekten çok saygı duyuyorum ve de takdir ediyorum dergiyi. Ben bir yere bağlı olmak istemiyorum, ama onlara yardım ediyorum, zaten benim kuşağımdan neredeyse tanıdığım herkes onlara yardım ediyor. Bu dergi kadınların taleplerinin seslendirilmesi için gerçekten çok önemli bir alan. Derginin dağıtımı da son yıllarda çok iyi. Müslümanlar, ama her şeye de açıklar, diğer feminist grupların toplantılarını haber veriyorlar, dünyadaki feminist tartışmalar dergide yer alıyor.
Geçen yıl tutuklanan gazeteci Mahbube Abbasgolizade'den haber var mı?
Hâlâ içerde. Bir mektup gönderdi en son. Hepimiz için çok önemli o.
İran pek çok kültürün bulunduğu bir şehir. Pek çok değişik etnisiteden insan var. Bu durum kadın mücadelesini nasıl etkiliyor?
En ufak bir etkisi bile yok. Bu etnik mesele İran'ı hiç etkilemiyor. İran pek çok farklı etnik grubun yaşadığı bir ülke. Türkler, Araplar, Kürtler, Horasanlılar, Türkmenler. Biz onları bir saniye olsun etnik bir grup olarak değerlendirmiyoruz. Bu dışardan basının bakışıyla bize empoze edilmiş bir şey. Tahran'da Azerbaycan'da olduğundan çok daha fazla Türk var mesela. Ticaret neredeyse tamamen Türkler tarafından gerçekleştiriliyor. Feminist hareket içine de hiç girmiyor etnisite. Biz önce İranlıyız.
Konferansta İran'daki en etkili kurumlardan biri olarak Kadın Kültür Merkezi'den bahsettiniz... Onlar hayatımda gördüğüm en aktif hareket bu ülkede. Çabuk teslim olmuyorlar ve çok geniş bir görüşleri var. Hayatta bir misyonları var ve bu misyonu gerçekleştirmek için her şeyi yapıyorlar. Eğer örgüt kapatılırsa hemen başka bir yerden çıkıyorlar. Basında çok fazla yer almak istemiyorlar. Diğer taraftan da bölgedeki diğer gruplarla ilişki içine girmeye çalışıyorlar. Bir de web sitleri var; www.herlandmag.com. Mesela Türkiye'den bir grup onlarla ilişkiye geçmek isterse bunu sevine sevine yaparlar. Reklâma karşılar çünkü eğer reklâm yaparlarsa bugüne kadar elde ettikleri kazanımların neler olduğunu anlatmış olmakla kalmazlar sadece, İran'da karşılarına bir sürü engel çıkar, özellikle de hükümet kaynaklı engeller.
Neler yapıyorlar?
Kütüphaneleri var, sadece kadın çalışmaları hakkında kitaplar var bu kütüphanede, İranlı ya da İranlı olmayan kadınların çalışmaları. Aynı zamanda atölyeler düzenliyorlar; kadınlara sivil hakları konusunda bilgi veriyorlar, şeriat kurallarını anlatıyorlar, psikolojik danışmanlık hizmeti veriyorlar. Dil kursları var. Ayrıca sivil hakları öğrenme konusundaki atölye çalışması içinde kendini savunmayla ilgili eğitim de veriyorlar. Ben de o atölyeye gittim. Önce psikolog bir giriş yapıyor, örneğin sokakta bir şeyi protesto ettiğiniz için yakalanırsanız, tutuklanırsanız ne yapmanız ne yapmamanız gerektiği anlatılıyor. Sonra kadın avukatlar tarafından işin hukuki yönü aktarılıyor. Bu çalışmalar daha ziyade gençlere yönelik. Bence de en önemlisi bu. Aynı aileden değişik kuşaklara mensup kadınlar da katılıyor bu çalışmalara. Yapmak istediğini yapmak için eğitimli olmak gerekir. Bunun için de sana fırsat verilmesi gerekir. Onlar da okulda verilmeyen bu eğitimi sağlıyorlar genç kadınlar için.
Çiğdem Öztürk